Toplumun her döneminde iki farklı insan tipi olmuştur. Birinci grup, vaktini dedikoduya, başkalarının hayatını konuşmaya ve kulaktan dolma bilgilerle hüküm vermeye harcayanlardır. İkinci grup ise dinleyen, gözlemleyen, öğrenen ve çözüm üreten insanlardır.
Ne yazık ki günümüzde ilk gruba daha sık rastlıyoruz. Bir konu hakkında yeterli bilgi sahibi olmadan fikir yürütenler, doğruluğunu araştırmadan konuşanlar ve başkalarının eksiklerini anlatmayı marifet sananlar her yerde karşımıza çıkıyor. Oysa boş konuşmak kolaydır; zor olan dinlemek, anlamak ve doğru sonuca ulaşmaktır.
Başarılı insanların ortak özelliklerine baktığımızda, onların çok konuşmaktan ziyade çok dinlediklerini görürüz. Çünkü bilen insan, her sözün bir değeri olduğunu bilir. Dinlemek, öğrenmenin ilk şartıdır. Sürekli konuşan kişi yalnızca bildiklerini tekrar eder; dinleyen kişi ise her gün yeni şeyler öğrenir.
Dedikodu ise ne bilgi üretir ne de çözüm sunar. İnsanları birbirinden uzaklaştırır, güven duygusunu zedeler ve toplumsal ilişkileri yıpratır. Dedikodunun olduğu yerde üretkenlik azalır, samimiyet kaybolur. Bu nedenle büyük düşüncelerin ve büyük başarıların temelinde dedikodu değil, sağlıklı iletişim ve karşılıklı anlayış vardır.
Hayatta gerçekten iz bırakan insanlar, başkalarının kusurlarını konuşanlar değil; sorunlara çözüm bulanlar olmuştur. Bir kişinin arkasından saatlerce konuşmak yerine, o zamanı kendini geliştirmeye ayıran insanlar hem kendi hayatlarını hem de çevrelerini güzelleştirirler.
Eski bir söz vardır: “Bilge kişi konuşmadan önce düşünür, cahil kişi düşündüğünü sanarak konuşur.” Bu söz aslında günümüzün birçok sorununu özetlemektedir. Çünkü bilgi arttıkça tevazu artar, cehalet arttıkça gürültü çoğalır.
Bu yüzden hayatın her alanında konuşmaktan çok dinlemeyi, yargılamaktan çok anlamayı ve dedikodu yerine üretmeyi tercih etmeliyiz. Boş insanlar dedikodu yapar; iş bilen, vizyon sahibi insanlar ise dinler, öğrenir ve sonuç üretir. Topluma fayda sağlayanlar da her zaman ikinci gruptan çıkmıştır.
Gazeteci Yazar
İsmail Çölkesen