“Şanlıurfa’da Sessiz Çığlık: Kavganın Değil, Aklın Kazanacağı Günler İçin”
Son günlerde Şanlıurfa’da yaşanan ölümlü ve yaralamalı kavgalar, artık sıradan birer asayiş haberi olmaktan çıkıp toplumsal bir alarm hâline gelmiş durumda. Akrabalar arasında çıkan tartışmaların silahlı çatışmaya dönüşmesi, komşular arasında başlayan sözlü bir gerilimin dakikalar içinde kanlı bir kavgaya evrilmesi, hatta düğünlerin bile çatışma alanına dönüşmesi…
Bu tabloyu görüp de kaygılanmamak mümkün mü?
Bir şehir, böylesine ağır olayların gölgesinde nasıl huzurla nefes alabilir?
Şanlıurfa, tarih boyunca barışın, kültürün ve kardeşliğin şehri oldu. Aynı zamanda Göbeklitepe’den Balıklıgöl’e, Harran’dan Halfeti’ye kadar dünyanın ilgisini çeken bir turizm merkezi. Ancak son dönemde meydana gelen olaylar, sadece şehir içi huzuru değil; Şanlıurfa’nın yükselen turizm potansiyelini de gölgelemeye başladı. Çünkü yaşanan her kavga, ulusal basında ve sosyal medyada geniş yer buluyor; bu da şehre gelmeyi düşünen yerli ve yabancı turistlerde güven kaygısına yol açabiliyor.
Yaşanan her kavga bir aileyi dağıtıyor, her silah sesi bir çocuğun hafızasında yara bırakıyor, her yaralı—her ölüm—bir ocak söndürüyor. Eğer bizler bu acıları yalnızca bir “haber” gibi okuyup geçiyorsak, mesele çoktan büyümüş demektir.
Bu kavgalar neden bu kadar arttı?
Nedeni aslında hepimizin bildiği meseleler:
Aile içi anlaşmazlıklar, arazi ve miras tartışmaları, alacak-verecek sorunları, öfkesine yenilen gençler, kolay ulaşılabilen silahlar ve en önemlisi, “nasılsa çözülür” diye hafife alınan sorunların yıllarca birikmesi…
Küçücük bir tartışma, bir bakmışsınız büyümüş; büyüdükçe kırmış, kırdıkça can yakmış.
Peki çözüm nerede?
Bu noktada en büyük görev devlet büyüklerimize, güvenlik birimlerine ve yerel yöneticilere düşüyor.
Çünkü bu mesele artık sadece bireysel bir kavga değil; toplumsal huzuru tehdit eden ciddi bir güvenlik sorunu.
• Şehir genelinde etkin denetim ve caydırıcı uygulamalar artırılmalı.
• Akraba ve komşu anlaşmazlıkları için arabuluculuk ve barış masası mekanizmaları güçlendirilmeli.
• Gençleri şiddetten uzaklaştıracak sosyal, ekonomik ve kültürel destek alanları çoğaltılmalı.
• Silah taşıma ve ruhsatsız silah bulundurmaya karşı sıfır tolerans uygulanmalı.
• Şehrin yöneticileri, STK’lar, kanaat önderleri ve toplumun tüm kesimleri ortak bir “şiddetle mücadele programı” başlatmalı.
Şanlıurfalıya da büyük görev düşüyor
Bazen bir kavga bir sözle büyür; bazen bir suskunlukla söner.
Kimi zaman “haklıyım” diyerek attığımız bir adım, bir ömrü karartabilir.
Unutmayalım:
Kazananı olmayan tek savaş, sokak kavgasıdır.
Kazananı olmayan tek öfke, kontrolden çıkan öfkedir.
Bu şehir böyle anılmayı hak etmiyor
Bizler yılda kaç milyon turist ağırlayabileceğimizi, dünyanın en eski tapınağına sahip bir şehrin nasıl kalkınacağını konuşmamız gerekirken; her gün “silahlı kavga, yaralılar, ölümler” başlıklarıyla karşılaşıyoruz.
Turizm, Şanlıurfa’nın geleceği için stratejik bir değerdir. Şehir ne kadar güvenli görünürse, turizm o kadar büyür; ama her şiddet haberi, şehrin dünya vitrinindeki imajına zarar verir.
Bu kader değildir.
Görünen o ki, önlem alınmadıkça bu zincir kırılmayacak.
Bu nedenle çağrımı net bir şekilde yineliyorum:
Devlet büyüklerimizin, güvenlik birimlerimizin ve yerel idarenin; Şanlıurfa’daki artan şiddet olaylarına karşı bir an önce kapsamlı ve kalıcı tedbirler alması artık hayati bir zorunluluktur.
Son söz
Şanlıurfa’nın sokakları kavganın değil, barışın sesiyle dolmalı.
Gençlerimizin ellerinde silah değil, iş ve umut olmalı.
Herkesin kapısını güvenle açtığı, çocukların korkmadan oynadığı bir şehir mümkün.
Yeter ki, şiddetin değil; aklın ve sağduyunun kazandığı bir yol seçelim.
Bu şehir bizim.
Bu huzur hepimizin.
Huzurlu günler temennisi ile…
Kalın sağlıcakla
Rubar PAYDAŞ